|
bookmarks:
|
| main | ongoing | archive | private |
Gece vakti, o her zamanki gibi elinde sigarasıyla ağır adımlarla yürüyor. Sokak lambasının altından geçerken yüzü kısa bir an aydınlanıyor. Ne yazık ki yorgun görünüyor. Uzak görünüyor. Hiçbir hayata ait değilmiş gibi.
Ama sen, karanlıkta ipi tavandaki kancaya geçirdiğinde ellerin titremiyor artık. Korkmadan odanın ortasında duran yalnızlığına son bir kez bakıyorsun. Sonra da pencereye dönüyorsun. O tam karşında şimdi.
Bir an durup evinin karşısındaki parkın demirlerine yaslandığında göz göze geliyorsunuz. Senin yüzünde kırılmış, tarifsiz bir umut var. Ölmeden önceki son yalvarış gibi. O da birkaç saniye bakıyor sana. Sonra yüzünde en ufak bir değişiklik olmadan sigarasından bir nefes çekiyor. Bakışlarında şaşkınlık yok. Telaş yok. Merhamet yok. Sadece soğuk, yorgun, umursamaz bir boşluk var. Bir yabancıya bakar gibi.
Ve sen, tam o anda, dünyadaki bütün acıların tek bir insanın gözlerinde toplanabileceğini öğreniyorsun. Sandalye devriliyor.
Gece hiçbir şey olmamış gibi devam ediyor. Onun gözleri birkaç saniye daha pencerede oyalanıyor. Sonra sigarasını yere atıp ayağıyla ezerken ceketinin yakasını kaldırıyor ve yürüyüp gidiyor.
Bedenin ay ışığında yavaşça sallanırken, açık perdelerin ardında bütün şehir sessiz. Çünkü siz, bazen insanların birbirini öldürmek için dokunmak zorunda olmadığının birer ispatısınız artık. O gece, odanda yalnız başına yitip gidiyorsun.