|
bookmarks:
|
| main | ongoing | archive | private |
göğün kısık gözlerinden doğan güneş. usulca esen rüzgar ve bir avuç uçuşan kül. yağmurlar geride kaldı sanmıştı, bir zamanlar sancılandığı rahimden kanla canla koptu sanmıştı. zaman akıp gidiyor, kendisinden kopan birkaç uzvu ve bir daha anımsamayacağı dilleri düşünüyordu. bir daha asla adını seslenemeyecekti eskisi gibi. binlerce farklı kelimelerle yazdığı her satırdan uzaklaşmıştı. bir avuç kül. tekrara yanılgılara düşmüş bir zihin.
geliyor göğsünün sancısı. her gece başını yastığa koyduğunda ve otobüsün sisli camında anımsarken kendini. yansımaya tiksinerek bakmıyor artık. fakat birçok şey göz ardı edilmişti. kendisinden geriye ne kalmıştı? kavrulmuştu, pişmişti ve küller arasında kendi saç tellerinin rengini ayırt edemiyordu. gövdesini kan götürüyordu. resmiyette aynı dili konuştuklarını savunan onlarcası arasında dilsizcesine çığlıklar içerisinde kalıyordu.
sesi yükseltiyor ve en duyulmadık köşeye dahi sinsin istiyor. çünkü geçmişte bir zamanlar bu numara işe yarardı. kanı akardı delicesine ve parmaklarından kopardı her harfin kancası. şimdi ise birer birer boğazında yer edinmişler. her kancanın koparıp kapattığı parçadan azalıyordu azar azar. ıssızdı. artık. gaseyan.
savruksun, dedi. onlarca hata yaptı. dönüp durdu merhamet taşımayan kucaklarda. saçlarına ilk karı düştü. kan tuttu parmak uçları. dizlerinden onlarca kez kesildi, kangren.
adını anımsıyor muydu? bir havuzun dibinde sırt üstü. göğsünde bir kalp taşıyor muydu? öyleyse söküp atmalı artık. inandığı her şeyden uzaklaşmalı. onlarcasına yeğ hatalar yaptı. yorgunluğu sırtlandı ve koşturdu bayır bayır. kimseler inanmadı. herkes alnındaki nişan için doğduğunu ve yaşadığını söyledi. oysa bu onun ilk cinayetinin kanıydı. silemezdi bu nişanı. vazgeçemezdi.
fakat artık nişan fayda etmiyor. tanrı çok uzaklardan bakınıyor, bir sıkılganlık ile ürperiyor. onu görmeyecek.
gördüğünü sandığı her şey birer yanılsama. kandığı ve arzuladığı her şey birer yof kılıf. yaşlar boşalırsa omuzlarına ve dimdik durduğunu düşündüğü zihninde koparsa kıyametler sessizce ve kan kesercesine tek hamlede, nişan onun alnında oyuklar açar, kızıl çizgilerle dans eder ve ulaşır dudaklarına. öpücükler arasında hıçkırıklara karışır. kaybeder gövdesinin şeklini. teninin içine karışır yabancı tenler. kimsesiz değilsin diyemez hiçbir dil, varmaz o noktaya. o kadar değil kimse.
ve artık gitmesi gerektiğini düşünüyor. bir zamanlar estiği dağlarda artık soluk alamıyor. rüzgar olamayacak kadar yok artık kanatları, birkaç kez koptu ve düştü dünyanın gelgitlerinde. yerleşebilecek bir ovası kalmadı. her şey yavaş yavaş dağılıyor. kavramlar ve atfedilen anlamlar gittikçe zayıflaşıyor ve hiçbir şey tutunamıyor hiçbir şeye. ve artık gitmesi gerektiğini düşünüyor. bir zamanlar büyüyeceğini düşündüğü vadilere, onlarca kez boğulduğu ve yüzmeyi öğrenmeyi bıraktığı sulara sırt dönme vaktiydi.
belki de artık gitmesi gerekiyordu. yanılsamalarla oluştu, bir güzelliğe dönüştü tüm çirkinlikleri ve hataları. bir şekilde cehennem olan zihninde çiçekler açtırdı, insanlara su oldu ve büyüttü. bir şekilde kollara uzandı ve bir şekilde tuttu yabancı elleri. kapana kısıldığı duvarları övdü insanlar. içten içe çürüdüğü kısımlardaki yosunlar hoş geldi gözlerine. bir tebessüm eşliğinde nefesini bıçak gibi kesti. dilinin altında onlarca oyuk oluştu, bilmediğini söylediği her şeyi doluşturdı ve doluşturdu. tıkış tepiş bir şekilde hikayelerinin altını çizdi ve bir daha hiç onlara ulaşamadı.
gitmesi gerekiyordu artık. içinde eski yangınlara yer yoktu, kof misali kalakalmıştı. tepeden tırnağa sırılsıklamdı, oysa bu sevdiği yağmurların minneti değildi. boğazına takılan her kancanın acısıyla sabaha uzanıyordu. uzanıyor ve düşünüyor göz kapakları açılır açılmaz. bir zamanlar, bir zamanlar, bir şeylerin iyileşebileceğine dair inancı vardı. şimdiyse ancak nasıl daha az yorgun görüneceğinin çetelesini tutuyor. ve gitmesi gerektiğini düşünüyordu.